ÖLÜM VE YAS

İnsanın varlığını sürdürme ihtiyacı dünyayı ve kendini anlama çabasını doğurmuştur. İnsan bilinci için varlığın sonlu oluşunu kabullenmek zordur ve varlığın devamlılığı anlamak temel amaçlardandır. Ölümlülüğü bilmek ve kabul etmek nitelikli bir yaşama kapı aralamayı da beraberinde getirebilmektedir. Seneca, yaşamdan vazgeçmeye hazır olanların yaşamın gerçek tadını alabileceğini ifade etmiştir (Akt. Geçtan, 1990). Heidegger’e göre (2001), ölümün farkında olmak mevcut varoluş düzeyinden daha yüksek varoluş düzeyine geçmeyi sağlar. Bireyin yaratıcıyla karşı karşıya gelme noktasındaki cesareti, kendine yabancılaşmasının önüne geçmektedir (Kierkegaard, 2009). Ölümden, kaygı ve acı yaratan şeylerden kaçınma yaşamdan kaçmayı beraberinde getirebilmektedir. Ölüm bilinci varoluşçu psikolojinin temel kavramlarından birini oluşturmaktadır. İnsan, varoluşçulara göre ölümlülüğünü bilen tek canlıdır ve bu biz insanları gerçek anlamda yaşıyor/yaşamış olup olmadığımız noktasında bizi kaygılandırmaktadır (Sezer, 2009). Analitik kuram, insanın ölüm içgüdüsü ve yaşam içgüdüsü ile dünyaya geldiğini söyler. Yok edicilikle beraber bir taraftan insanlar bilinçdışında kendi ölümsüzlüğüne inanmak eğilimindedir. İnsanlar ölümlüğü kavramakta zorlanır ve bilinçdışı ölümlülük düşüncesine karşıdır (Freud, 1999). Logoterapiye göre ise ölüm yok oluştan ziyade bireyin varoluşunu gerçekleştirmesiyle ilgilidir. Ölümle tamamlanan yaşam geçmişte kalır ve kaybolmaz. (Frankl, 1996). İnsanın sahip olmaya yönelik eylemleri, sahip olduklarını kaybetmekten korkusu hiçbir şeye sahip olamayacağı sonsuz boşluktan –ölümden- korkuyu beraberinde getirmektedir. Asıl korku ölüme değil; var ve sahip olunanın kaybınadır (Fromm,1995). Yaşama dair sevgiyi arttırmak ve bir ötekinin sevgisine karşılık vermek bu korkuyu azaltmaktadır.



Yetişkin bireylerde ölüm kavramı dinamik ve karmaşık bir yapıdadır. Sosyal, kültürel, dini, kişisel ve duygusal boyutlardan etkilenmektedir. Ölümden sonraki hayata inanç, ölüm kavramının ortaya çıkardığı kaygıyı azaltabilmektedir (Thalbourne,1996). Hayatın sınırlı ve sonlu oluşuyla yüzleşmenin görüldüğü yaşlılık dönemi, bireyde teslimiyete ya da tamamen inkara yol açabilmektedir; bu dönemde bilinir ki ölümün ertelenebileceği bir başka yaşam basamağı kalmamıştır (Koç, 2002).

İnsanın birçok kayıp ve kayıt tehdidi yaşadığı bu yaşamda somut ve gerçek bir acıyı beraberinde getiren tek kayıp ölümdür. Ölümün; ilişkilerin sonlanması, işten ayrılış, düşünsel değerlerin kaybı… ile bu anlamda ayrılan bir yönü vardır . Ölümün geri döndürülemez oluşu ve sonrasındaki acı onu farklılaştırmaktadır. Ayrılık ve kayıp sonrası bireyler normal yas süreci ile karşı karşıya kalır. Yas, kaybedilene karşı geliştirilen doğal bir tepkidir. Yas, her birey için farklı bir deneyimdir ve bu sebeple yasa karşı verilen tepkiler bireyden bireye değişmektedir. Sevilen birinin ölümünün acı verici bir yaşam olayı yaygın olarak kabul edilmekle birlikte sonrasında yaşanan yas sürecinin niteliği ve niceliği bireyden bireye farklılık göstermektedir (Bildik, 2013). Yas sonrası yaşamın yeniden yapılandırılması büyüme ve gelişim için bir araç haline getirilebilir, aksi durumda yas süreci tamamlanamazsa bireylerin işlevselliğinde bozulmalar meydana gelmektedir (Malkinson, 2009). Ölüm sonrası komplike ve komplike olmayan yas olmak üzere iki yaşantı vardır. Anlam ifade eden bir ilişki sonrası yaşanan normal yas sürecinin aksine komplike yasta, yası tamamlamaya yönelik bir ilerleme görülmemektedir ve kişi yas evresinden birini aşamamaktadır. Yas sürecinin normalleşmesi; kaybın somut ve gerçek bir kayıp olduğunu anlamayı, kaybedilene rağmen yaşama devam edebilmeyi, duyguların farkında olup bunları ifade edebilmeyi beraberinde getirmelidir (Bildik, 2013). Bildik, yas kavramının kaybedilen kişiye dair planların, isteklerin, hayallerin yarım kalmışlığına verilen bir tepki olarak karşımıza çıktığını ve ya sürecinde ortak bedensel, bilişsel ve davranışsal tepkiler görüldüğünü ifade etmiştir. Patolojik yasta yadsıma ile kendini gösteren bireyin gerçekliği kabul etmek istemeyişi karşımıza çıkmaktadır. Uzamış tepkiler ile beraber tepkisizlik de patolojik yas kapsamındadır.



Tablo: Ortak yas tepkileri. (Bildik,2013)


Genellikle 6-24 ay süren ve zaman içinde azalma eğilimi görülen bu yas tepkileri devam ettiğinde patolojik ve tamamlanmamış yas olarak karşımıza çıkmaktadır(Zhang,2006). Tamamlanmamış yasta acı derinleşme ve yoğunlaşma eğilimindedir.

Sevile birinin beklenmedik, ani ve şiddet içeren bir biçimde ölümü ise travmatik yas kavramını karşımıza çıkarmaktadır. Travma ve kaybın bir aradalığı bireyin baş etme mekanizmalarını olumsuz etkilemekte, kaybı yaşayan kişide travma sonrası stres bozukluğu eş zamanlı gelişebilmektedir. Ölümün yakın ya da belirtilerin olduğu durumlara göre ani gelişen durumlarda kaybın yasını tutmak daha zorlayıcı olmaktadır (Mestçioğlu, 2003).


Normal yas sürecini ve evrelerini yaşamakta olan bireylerin bu anlamda profesyonel destek alması gerekmezken; patolojik-uzamış yas sebebiyle işlevsellikte kayıp yaşayan bireylerin süreci sağlıklı tamamlayabilmesi, uyuma yönelik çalışmaların yapılabilmesi adına destek alması gerekmektedir.

Bildik (2013) yas tutan bireylere yaklaşımda temel ilkeleri ‘’ Geride kalan kişinin kaybın gerçek olduğunu anlaması sağlanmak, bireyin duygularını tanıması ve bunları ifade etmesi kolaylaştırmak, kaybedilen kişiye yönelik uygun bir anı ortamı oluşturulmasını sağlamak, kaybedilen kişi olmaksızın hayatını devam ettirmesini desteklemek, yas sürecinin gelecek yaşam planlarını ve etkinliklerini olumsuz şekilde etkilemesi önlemek, özellikle kayıptan sonraki ilk yıl boyunca kritik zamanlarda geride kalanlara sürekli destek olmak.’’ olarak ifade etmiştir.

Nur Evşan Demiray, Uzm. Klinik Psikolog


Kaynakça ve İleri Okumalar :

Bildik T, Ölüm, Kayıp, Yas ve Patolojik Yas, Ege Tıp Dergisi / Ege Journal of Medicine ;52(4):223-229 (2013)

Frankl, V. E. Duyulmayan anlam çığlığı-Psikoterapi ve Hümanizm. (Çev: S. Budak). Ankara: Öteki Yayınevi (1996).

Freud, S. Sanat ve Edebiyat. (Çev: E. Kapkın, A.T. Kapkın). İstanbul: Payel Yayınevi (1999).

Fromm, E. Sahip Olmak ya da Olmak. (Çev: A. Arıtan). İstanbul: Arıtan Yayınevi (1995).

Geçtan, E. Varoluş ve Psikiyatri. İstanbul: Metis Yayınları (1990).

Heidegger, M. Zaman ve Varlık Üzerine. (Çev: D. Kanıt). Ankara: A Yayınevi (2001).

Koç, M. Gelişim Psikolojisi Açısından Yaşlılık Döneminde Ruhsal Gelişim, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12, 287-304 (2002).

Kierkegaard, S. Kaygı Kavramı. (Çev: T. Armaner). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (2009).

Malkinson R. Bilişsel Yas Terapisi. Bir Yakınını Kaybettikten Sonra Yaşamın Anlamını Yeniden Yapılandırma. (Çeviri: Akbaş SN). Boylam Psikiyatri Enstitüsü, Ankara: HYB Basım Yayın (2009).

Mestçioğlu Ö, Sorgun E. Travmatik Yas. İçinde: Aker T, Önder ME (ed). Psikolojik Travma ve Sonuçları. İstanbul: 5US Yayınları, Epsilon Reklamcılık; 179-9, (2003).

Sezer S. & Saya P. ,Gelişimsel Açıdan Ölüm Kavramı, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi/13, 151-165 (2009).

Thalbourne, M. A. Belief in Life After Death: Psychological Origins and İnfluences. Personality and Individual Differences, 21(6), 1043-1045 (1996).

Zhang B, El-Jawahri A, Prigerson HG. Update on bereavement research: Evidence based guidelines for diagnosis and treatment of complicated bereavement. J Palliative Med; 9(5):1188-203, (2006).

49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör