PSİKOLOG GÖZÜNDEN 'TERAPİ ODASI'

Merhaba sevgili okur,

Kitaplar, insanın düşünme kapılarını aralıyor. Susie Orbach’ın ‘’Terapi Odasında’’ kitabını okurken birkaç satırın altını istemsiz çizdiğimi ve tekrar tekrar okuduğumu fark ettim. Okudukça kendi deneyimlerimi gözden geçirme gerekliliği duydum. Yıllar önce psikoterapi desteği almış ve bugünlerde terapist koltuğunda oturan bir psikolog olarak deneyimlediklerimi…







Geçmişe yüzümü dönüp bugünüme bakmamı sağlayan Susie Orbach satırlarında şöyle diyordu: ‘’Biriyle ilk görüşmemde, hem ne söylediklerine hem de nasıl söylediklerine çok dikkat ederim. Duraksamaları, seslerinin yükselişi, yumuşayışı, fiziksel duruşları ve bunların üzerimdeki etkilerini fark ederim. İlk görüşmede kişinin mücadele ettiği konular ve zihinlerinin bu sıkıntıları çıkış noktası bulunamayacak şekilde nasıl yorumladığı hakkında şaşırtıcı derecede çok şey öğreniriz. Dinlerken, onlara faydalı olup olamayacağımızı değerlendiririz. Terapi herkese göre değildir. Bazen de tek seans bile faydalı olabilir.’’

İnsan yeni diye bir arayışa girdiyse, eskinin bütününü kuşbakışı görmesi gerekmez mi? İnsanların yanıldıkları noktalardan biri eskiye sırt çevirmeleridir. Eskiyi kolaçan edenler yeni şeyler söylemeye hak kazananlardır. Ve eskiye küçük bir bakış attım. Her insan gibi büyüyor, değişiyor ve dönüşüyordum. Acı verici deneyimlerim olduğunda ve bunlar ruhumu sızlatırken henüz üniversite sıralarındaydım. Düşünsenize; gençsin, büyük bir şehirde yalnız yaşıyorsun, maddi manevi zorlukların var ve birgün öyle şeyler hayatının gündemine gelmiş ki omuzların ağrımış, taşıyamamışsın. Travmatik anların gözümün önünden gitmeyen görüntüleri, uykusuz geceler, kaçınmalar ve beraberinde bir depresyon süreci. Çok sevdiğim psikoloji bölüm derslerime katılmaz, staj yaptığım kuruma gitmez olmuştum. İlk psikiyatri randevumu yataktan birilerinin desteği ve bazen zorlamasıyla kalkıp gittiğim derslerden biri olan psikopatoloji dersinden çıkar çıkmaz almıştım. Evet, randevum ruh ve sinir hastalıkları hastanesi denildiğinde ilk akla gelen hastanedendi. O istisnasız her psikoloji öğrencisinin staj yapmak için can attığı hastane. Ben, kapısından ilk kez staj için değil psikiyatri randevum için girmiştim. Kendimi ‘’sen bu alanda eğitim alıyorsun, nasıl burada sıra bekliyor olursun’’ diyerek suçlamaya başlayabilirdim ve bu ek yıkımlara sebep olabilirdi ama biliyordum ki her sıfattan önce insandım. İnsanız sevgili okur. Staj yaptığım kurumda farkındalığı ve dikkati yüksek bir hocamın beni aradığında durumu anlaması ve iyi bir psikoterapiste yönlendirmesi bir oldu. Hayatımın en zor zamanlarını küçük bir seans odasında anlatarak, anlattıkça ağlayarak, sorular sorup cevapları yine kendimde bularak ama bugünüme baktığımda ‘’artık nefes alıyorum’’ hissiyle atlatmış biri olarak yazıyorum bu satırları. Artık psikolog - terapist koltuğunda daimi oturmayı umuyorum ve danışan koltuğunda oturuyor olmanın ne ifade ettiğini, ne hissettirdiğini çok iyi anlıyorum.


Terapiye inanıyorum ve lütfen terapiye inan. Alanda ve psikoterapide yetkin, yeterli olabilmek için yöneldiğim kimi eğitimlerdeki teknikleri önce bizzat kendim deneyimledim. Şimdilerde gözleri dolu dolu karşımda oturan danışanlarımın sürece devam ettikçe gözlerinde ışık ve umut olmaya başlamanın hissettirdikleri -sorumluluğun ağırlığıyla birlikte- tarifsiz. Terapistime her seans ağladıkça sarılmak ve öylece kalıp her şeyi unutmak isterdim, yapamazdım. O yıllarda insanı en iyi sarıp sarmalayanın yine kendisi olduğunu fark ettirdi bana. O günden sonra hayatta dimdik ve tek başıma çok daha güçlü hissediyorum. Terapi konuşmaktan çok iyi dinleyebilmeyi gerektirir. Hem terapistin danışanı, hem danışanın terapisti hem de -en önemlisi- kendi içini dinleyebilmeyi... Kendi içimden başlayarak iyi dinlemeyi önce o seanslarda öğrendiğime inanıyorum. Terapistlerin insanın içini görebildikleri sanılır, oysa seanslarda sadece kişinin içindekine ayna tutan sorular soruyoruz. Terapide bir partner değiliz, kişinin içinde var olduğunu hissedemediği yanlarını bulma arayışına eşlik edecek destekçileriz.


Kendimi sorumlu hissediyorum sevgili okur. Her seansa özenle hazırlanıyorum ve hem o seans özelinde hem sonrasında onun iyilik halinden sorumlu hissediyorum. O seansların, zaten var olduğuna inandığım ve bir başkasının problemiyle ilgilenirken ihtiyacımız olan psikolojik sağlamlık düzeyimi arttırdığına ve bunun karşımdaki danışana daha profesyonel yaklaşmamı sağladığına inanıyorum. Sınırlılıklarımın da farkında olmakla birlikte; danışanlarımın iyilik hallerini düşünmekten, ‘’nasıl daha faydalı olabilirim, hangi bakış açısı daha iyi bir yol çizer, neyi nasıl söylesem daha etkili olur?’’ gibi düşüncelerden kendimi alamıyorum ve bu durum benim daha çok çalışmaya, araştırmaya ve öğrenmeye dair motivasyonumu arttırıyor. Psikoterapi her iki koltukta oturan için de zorluklarının yanında keyifli ve keşif dolu bir süreç. Bu anlamda Susie Orbach’ın satırları çok anlamlı geliyor. ‘’…birini terapiye kabul ettiğimde; yürüyüşe çıktığım zamanlarda, çamaşırları yıkarken ya da işle ilgili olmayan bir ortamda tek başımayken içten içe tuhaf bir sürece girdiğimi fark ediyorum. Gayriihtiyari, zihnimde onların seslerini ve konuşma kalıplarını duyuyorum. Bazen de vücudum bir anda onların hareketlerini, kafalarının duruşunu, gülümseyişlerini, surat buruşturmalarını ve terapi odasındaki oturuşlarını taklit ediyor.’’

Unutmayalım, terapi sadece danışanlar için değil terapist için de duygusal bir yolculuktur. Üniversite sıralarında otururken Türkiye’nin sayılı iyi psikoterapistlerinden bir hocam aklımdan çıkmayan bir cümle kurmuştu ‘’Terapist koltuğunda hiçbir şey olamıyorsanız, önce insan olun.’’ Önce insandım, yaşadığım zor günleri atlattım. Ve şimdi önce insanım, danışanlarım için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Her kimsin, nasıl zorluklar yaşıyorsun, elin bu yazıya neden gitti ve bu satırlara kadar neden indin bilmiyorum. Tek bildiğim, lütfen erteleme. Kişinin kendine yapabileceği büyük iyiliklerden biri destek almak, terapiye inan ve terapiye her iki koltuğu deneyimlemiş biri olarak inanıyorum.

Nur Evşan Demiray, Uzm. Klinik Psikolog


Kaynakça ve İleri Okumalar

1. Aydın V, Varoluşa Tutunmak, Doğan Novus Yayınları, s.67 İstanbul, 2018

2. Goleman D, Sosyal Zeka, Varlık Yayınları s.83, İstanbul, 2006

3. Köknel Ö, Şiddet Dili, Remzi Kitabevi s.53, İstanbul, 2013

4. Köknel Ö. Nedenin Nedeni, Postiga Yayınları, s.106, İstanbul, 2016

5. Orbach S, Kapının Ardında Konuşulanlar -Terapi Odasında, Epsilon Yayınları s.234, İstanbul, 2018

6. Schützenberger A, Psikosoybilim, Türkiye İş Bankası YayınlarI S.37, İstanbul, 2016

25 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör